2 Eki 2011

Kürt sorununu Müslüman Kürt kardeşliği ile çözmek mümkün mü?

Başbakan’ın şimdiye kadar açıkça dile getiremediği buydu; “Türk üst kimliği tutmadı, Müslüman üst kimlği verelim”

‘Eğer ki Kürt sorununa “ümmetçilik” kavramı altında çözüm düşünülüyorsa, yani İslamiyet Türk’ü Kürdü birleştirir diye düşünülüyorsa işte en büyük yanılgı budur ki Türkiye’yi Orta Doğu ateşinin içine atar’ demiştim.

Bugün Başbakan ilk defa “Kürt kardeşilerimiz” vurgusunun yanına “Müslüman” tanımını da ekledi. Bu defa “Müslüman Kürt kökenli” kardeşlerine seslenerek, terör örgütünün ibadethaneleri de roketatarlara bombaladığını hatırlattı ve Kürt vatandaşlara direniş çağrısında bulundu.

İlk defa, en yetkili ağızdan Kürt sorununa çözüm için “din kardeşliğinin”, diğer bir deyişle “ümmetçiliğin” birleştiriciliği vurgulanıyor.

Bu vurgu şu anlama geliyor; “Hepimiz Müslümanız, Türklüğün, Kürtlüğün bir önemi yoktur. Müslüman kimliğimiz, ortak bir kimlik olarak hepimize yeter. Bunun dışında diğer alt kimlikleri öne çıkarmaya ne gerek var?”

AK Parti iktidarı, bugüne kadar, meşruiyetini sağlamlaştırmak çabasında idi. Bugün artık böyle bir çabaya gerek görmüyor zira yüzde ellilik bir halk desteğini almış durumda. Bu meşruiyetini sağlamlaştırana kadar Kürt sorununu üst yapısal hukuki ve siyasi tedbirlerle çözmeye çalışıyor görüntüsünde idi. Hatta zaman zaman aşırı milliyetçi söylemlere de başvurmaktan çekinmiyordu. “İslam kardeşliği” vurgusunu ve “Müslümanlığı” bir üst kimlik olarak öne sürmeyi geri plana itmiş, bu doğrultuda açıklamalar yapmamaya da özen göstermişti.

PKK’nın terör eylemlerinin neden artış gösterdiğini, örgütün şu anda bir kırılma yaşadığını ve kendi içinde liderlik çatışması olduğunu, bir iç savaş ortamı yaratak Kürt halkı üzerinde meşruiyetini koruma çabasına girdiklerini belirtmiştim.

PKK, iç savaşa oynuyordu, peki ya şimdi iktidar neye oynuyor?

İşte bu sorunun yanıtı bugün Başbakan’ın bizzat kendi ağzından geldi. “Müslüman Kürt kardeşlerini” direnişe çağırdı.

“Din kardeşliği”, bölgede birleştirici ve bütünleştirici bir unsur olmak bir yana, kendi içinde çok ciddi sonuçlara neden olabilir, ayrıca son derece boşuna bir çaba olacaktır.

Neden boşuna bir çabadır, bakalım;

Türkiye’de din tamamen devletin kontrolündedir ve resmi olarak sunni inanışın koruyucusu ve kollayıcısıdır. Dinin devlet tarafından bu kadar kontrol edildiği bir ülkede Kürtelere “din kardeşiyiz, gel Müslümanlıkta birleşelim” demek asimilasyonun başka bir şeklidir. Alevi Kürtler de, kardeşliğe uygun görülecek midir? Bugün İran, Suriye, Irak’ta halen var olan kanlı mezhep çatışmalarını, Müslüman kardeşliği neden engelleyemiyor?

Din kardeşliği, Müslüman Arap ülkeleri arasında yıllardır süregelen düşmanlığı önleyebildi mi? Irak, İran'la yıllar boyu savaştı. Kuveyt işgali neden engellenemedi?

Saddam, Kürtlere karşı soykırımda bulunmadı mı? “Kürtlerin kanı, canı, malı-mülkü, karısı, çocukları Müslüman Araplara helaldir” demedi mi? Buna hangi Müslüman devlet karşı çıktı, tepki verdi?

Bugün Iran’da, yönetime başkaldıran Kürt gençleri bir bir idam ediliyor. Başbakan, Ortadoğu ülkelerindeki Arap baharını desteklerken, İran’da idam edien Kürt gençlerine neden hiç tepki vermiyor? Bu nasıl din kardeşliği?

Bir dönem bölgede binlerce “faili meçhul” Kürt cinayetleri işlendi. Cinayetleri işlemek için Hizbullahçıları devletin bizzat kullandığı ispatlanmadı mı? Bu Hizbullahçılar Müslüman değil miydi?

Kürt sorununun kaynağı din değildir, sosyal, siyasal ve iktisadi kaynaklıdır. Bu anlamda din kardeşliği bağlamında çözülmesi de mümkün değildir. Din kardeşliği Müslüman ülkelerin bugüne kadar hangi sorununu çözmüştür ki? İşte mezhep çatışmaları halen sürüyor.

Türklerle, Kürtlerden bir din kardeşliği nasıl çıkar? Daha düne kadar Kürtleri Müslüman bile kabul etmiyorlardı. Şimdi de Kürtlere deniyor ki “Müslüman üst kimliği altında Türkleş”…bu da dinin farklı bir asimilasyona alet edilmiş olanı.

Müslüman kardeşliği diyerek, Alevileri Sünniliğe asimile et, Kürtleri Türklüğe asimile et…Osmanlı’dan beri de uygulanan zaten budur. Tıpkı diğer halklara da yaptıkları gibi.

Ümmetçiliğin birleştirici gücünün ne kadar işe yaradığı ortada. Şimdiye kadar Müslüman Müslümanı hep kırmış geçirmiş.

Bugün Kürt sorunu halen canlı ve kanlı bir sorun olarak karşımızda duruyorsa, devletin bu asimilasyon politikaları yüzündendir.

“Türk üst kimliği tutmadı, Müslüman üst kimliği verelim” demek aynı yanlış politikadır.

Türkiye’ye sadece “insan üst kimliği” gerekiyor…

Egolar çöplüğü

İnsanların kendini konuşarak veya yazarak ifade etmesi iyi bir şey, eğer ki hayatı sadece kendi gördükleri ve bildiklerinden ibaret sanmasalar...

İnsan şişmiş egosu ile aslında kendisini körleştirdiğinin, kendini kendi içine hapsettiğinin farkında mı bilmem ancak yeryüzü şişmiş ve körleşmiş egolar çöplüğüne çoktan dönüşmüş durumda.

EGO; en yalın anlamı ile “BEN” ya da “BENLIK DUYGUSU”. Adem ile Havva’dan beri var olan kişilik olgusu ya da kişinin ta kendisi.

Düşünmek, hissetmek, diğerleri ile aramızdaki ilişkinin şeklini biçimlendirmek, algılamak, öz güven, öz savunma gibi pek çok kişisel yapıların toplamı, kişisel bilincin merkezi. Aslında işe yarar bir şey bu EGO…tabii ki doğru yönlendirildiğinde.

Eğer ki insan kendi kifayetsizliğinin tanrısı haline dönüşmüşse kaldır at o EGO’yu…egolar çöplüğüne

Elbette her insan önemli ancak hiçbir insanın varlığı ve diğer insanlar arasındaki konumu, bir diğerinden önemli değil, olmamalı. Bir diğerinden önemli olmak ancak dünyaya ve topluma kattıkları iyi şeyler ile olabilir, buna sözüm yok. Zaten o önemli insanlarda ego şişkinliği göremezsin, alçak gönüllüdür ya da önemini hazmetmiştir. Hani “aşmış” deriz böylelerine. Aslında aştıkları egolarıdır.

Bir de sebepsizce kendini çok önemli bulanlar vardır, kendi egosunun ötesini göremeyecek kadar kör olanlardır bunlar. Her hangi bir konuda elle tutulur, dişe dokunur tek bir söz sarfedemediği halde her konuda ahkam kesebileceğini sanan kifayetsiz muhterislerler de denilebilir böylelerine… . İnsanlık, tarihte en çok bu tip ego şişkinlerinden, dev bencillik kütlelerinden zarar görmüştür.

Bu ego şişkinleri, buldukları her fırsatta egolarını kusarlar ki rahatlasınlar…çünkü ego temizlenmesi en zor şey, kusmadan şişkin egoyu boşaltamazlar. Kussun ki yeni şişkinlikler için yer açılsın…işte böyle böyle oluşur devasa boyutlardaki egolar çöplükleri, üstelik geri dönüşümsüz, yığılır da yığılır.

Kahramanımız başlar yeniden ego şişirmeye…kendince doğrularını en üst noktaya yığmaya, buna ters olanları kendi kuralları ile cezalandırmaya. Hiç aklına bile getirmez daha öneceden yaptığı yanlışları ve haksızlıkları. Doymak bilmez,doymadıkça çirkinleşir, saldırganlaşır, terbiyezleşir, abuklaşır, sakilleşir… terkedemez bir türlü egosunu.

Bir insanın egosu bir diğerininki ile karşılaşır ve çatışırsa da işte o zaman kıyamet kopar. Birbirlerinin egosunu yok edene kadar uğraşırlar. Bir tehlike mi sezdiler, hemen pençeler çıkar. O güne kadar sarfettikleri sevgi ve saygı sözcükleri, bir bakmışsın ki çamura dönüşmüş. Çünkü ego, kendini haklı çıkarmak için sayısız bahaneler üretebilir.

EGO; iyi yönetilemediğinde tüm mutsuzlukların kaynağı. Egosunu iyi yönetebilen insan hiç bir zaman çatışmaz. Birileri onunla çatışsa da , o kimseyle çatışma halinde değildir.

EGO’yu iyi yönetebilmek biraz ZEKA gerektiriyor sanırım, ancak öfke, kin, kibir, nefret öyle etrafımızı kuşatmış ki kimi zaman zekamız bile tüm bu kötü duygulara yenik düşebiliyor.

Evet, kendimizi sevmek, kendimize değer vermek çok güzel, yeter ki EGO’muz bir diğerine sevgisizliğin dili olmasın, yetersizliğin aracı hiç olmasın.

Bir diğerini anlamaya çalıştıkça ego çöplükleri azalacaktır diye umud ediyorum.

İyi pazarlar…

Kürt sorununda emperyalizm kolaycılığına kaçmak

Yıllardır Kürt sorunu tartışılıyor; Özgürlükçü solcular diyor ki “daha fazla insan hakları, daha fazla demokrasi” ki ben de bunu iddia ediyorum, ulusalcı solcular da “Kürt sorunu ABD’nin ve işbirlikçisi diğer emperyalist güçlerin oyunudur” diyor.

Bu iki ana görüşten ilki çözüm odaklı, ikincisi ise sadece tesbit! Yani çözüm içermeyen ve Kürt sorununu sadece emperyalizmin bir oyunu olarak algılayan, kolaycılığa kaçan bir ifade tarzı. Çözüm ne diye sorduğunuzda alınan yanıtların geldiği nokta hep aynı “Kahrolsun Amerika, Yaşasın tam bağımsız Türkiye”.

Yani Amerika kahrolunca, Türkiye tam bağımsız olunca – ki teknolojinin geldiği şu aşamada nasıl bir şeyse bu tam bağımsızlık- Kürt sorunu çözülecek, Kürt halkı haklarından vazgeçecek, herkes mutlu mesut yaşayacak! Devrim olacak arkadaşlar devrim, bekleye durun siz. Dünyada iki örneği kaldı, hala kahrolsun Amerika modunda yaşayan, biri Küba diğeri Venezuella…hallerine bir bakın, can çekişiyorlar. Neden, çünkü küreselleşme denilen çağın kaçınılmaz döngüsünü kendi lehlerine ve menfaatlerine kullanamadıkları için.

Yine bu sadece tesbitçi ama hiç çözüm üretemeyen ya da siyasi tarihin akışının belki 30 yıl gerisinde kalmış demode çözümleri, emperyalizmin bu ülkeyi böldüğü kolaycılığı ile birlikte sahneye koyanların bir zamanlar ki korkutma yöntemi de “şeriat geliyor, laiklik elden gidiyor” du. Aradan 10 yıl geçti ne şeriat geldi, ne laiklik gitti. Üstüne üstlük Başbakan Erdoğan, Mısır’a ziyaretinde laikliğin baş savunucu olduğunu, hatta bu korkutuculardan daha çok laik olduğunu ilan etti. Tarihin cilvesi işte; bugün hem ulusalcılık hem de laiklik konunda ulusalcı solcularla muhafazakar bir iktidar aynı kefeye girdiler.

Milliyetçi ya da diğer tabiri ile ulusalcı solcuların ( bir solcu insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi tüm evrensel değerlerini yitirip nasıl milliyetçi olur, nasıl ulusçu olur onu da anlamış değilim) Kürt sorununa bakışlarını, emperyalizmle, BOP, BAP gibi saçmalıklarla sınırlandırmasını tamamen dar bakış açılarına bağlıyorum. Evet, emperyalizmin yakıcı ve yıkıcılığını tüm dünya kabul ediyor zaten, ama artık bunun adına emperyalizm bile denmiyor. Bunun adı internet, bunun adı teknoloji.

Amerikanın gelirinin yüzde 85’inin sanılanın tam tersine petrol ve silahtan değil, hizmet sektöründen geldiğini biliyor muydunuz?. İnternet teknolojleri de buna dahil. Devir, enformasyon ve hizmetler devri. Dünyanın gidişatını belirleyen dinamikleri de dolayısıyla bu yeni devrin gereksinimleri yönlendiriyor. Ne yapsın Amerika Ortadoğu petrollerini, silah satıpta ne yapacak, gelirinin yüzde 10’unu bile oluşturmayan bir şey için bunca şiddeti bunca savaşı neden çıkarsın? Amerika bunun için bizi neden bölmek istesin? Biraz akıl izan lütfen! Amerika megalomanca dünya gücü olma halini devam ettirmek istiyor deseniz, çok daha inandırıcı olacaksınız.

Kürt sorununu halen anti-Amerikancı bir söylemin arkasına saklamak zaten Cumhuriyet tarihinin resmi ideolojisidir. Yıllardır ABD’nin kucağında politika yapan ırkçı-milliyetçi çevreler kimlerdi? Kürt düşmanlığını anti-Amerikan bir söylemin arkasına saklamaya çalışanlar da statükocu asker-sivil bürokrasi değil miydi?

Daha da gerilere gidelim; Kurtuluş Savaşı sırasında varlığı ve kimliği tanınıp, cephede savaşa giden Kürtlerin, işimize geldiğinde ulusal kimliği kabul edilirken, Cumhuriyetin ilanıyla beraber, Türk ulusunu oluşturan etnisitelerden birisi olarak görülmesi, dahası Türklerin Orta Asya’dan gelen bir kolu olduğu ve dağda yürürken ‘kart kurt’ sesi çıkarmaları nedeniyle Kürt adını almış olan Türkler olduğu ilan edilmedi mi? Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra inkar edilmediler mi? Hak ve talepleri baskı altına alınmadı mı? Kürtleri asimile etmek için tek parti iktidarı döneminde çıkarılmadı mı ırkçı kanunlar, doğuya gönderilen müfettişlerin esas amacını bir araştırın bakalım! Katliamları, sürgünleri, dışkı yedirmeleri!

Bu bilinçli asimilasyon politikalarını kabul edenler yaşadıkları baskılara boyun eğdiler, Türkçe eğitildiler, kamuda görev yapabildiler, iş adamı oldular v.s. Türkler de onları sevdi. Peki ya doğuda kalanlar aşiretlerin emrine girdiler, hem ekonomik hem de sosyolojik açıdan ezildiler.

İşte bunun için Yıldız Nihat diyor ki;"PKK bir sonuçtur, aslolan insan hakları ve demokrasidir"

PKK, Kürt sorununun temsilcisi olarak ortaya çıkmadı. PKK, Stalinist ideolojiye sahip bir terör örgütü idi. Yıllar içinde PKK ile Kürt sorunun içiçe girmesinin tek nedeni 80 yıldır doğuda yaşanan ağır insanlık sorunudur. Kürtleri kazanmaya çalışmayan, birlikte yaşamayı ve paylaşmayı reddeden zihniyet ve aynı zamanda damarımızda dolanıp duran, bilinç altımıza işlemiş “Türk milliyetçiliği” değil midir PKK’ya taban yaratan, PKK’yı etnik milliyetçi bir terör örgütü yapısına dönüştüren?

Kürtler şimdi ne için ayrımcılığa uğradılarsa onunla birlikte kabul edilmek istiyorlar. Ve bunu istedikleri için “vay efendim BOP, BAP, Amerika bizi bölmeye çalışıyor, emperyalistlerin oyunu” gibi saçma sapan tesbitlerle karşı karşıya kalıyorlar. Çözüm dediğiniz de “kahrolsun Amerika, yaşasın tam bağımsız Türkiye”. Böyle bir tesbitin çözümü de ancak böyle komik oluyor işte.

Bakmayın siz bunların anti-Amerikancı olduklarına, ulusalcılar ve kızılelmacı denilen bu solcular, yıllardır “ABD ülkeyi bölmek istiyor, Kürtleri de kullanıyor” propagandası yaptılar ve bu doğrultuda Cumhuriyet’in kuruluşundan beri var olan “Kürt halkının demokratik talepleri ülkeyi bölünmeye götürür” resmi tezini öne süren ırkçı-milliyetçi, sivil ve askeri bürokrasi ile de zıtların birliğini oluşturdular. Bu öyle bir birlikti ki Erkenekon zihniyeti denilen derin devletle işbirliği yapmaktan da hiç çekinmediler. Şimdilerde Silivri kardeşliği yapıyorlar!

Bir kısım solcularının her kötülüğün altında emperyalizmi görmesi, en basit ve temel gerçekleri bile algılamasına engel oluyor. Böylelikle kendilerini rahatlatıyorlar, ama asıl gerçeği görmek istemedikleri için de çözüm üretemiyorlar.

Çözüm diye sundukları; tam bağımsızlık, dik duruş, onurlu dış politika yani vatan, millet, sakarya. Daha doğrusu hamaset, demagoji, popülizm, alenen faşizm ve nihayet ırkçılık. Siz bu ideolojilerinizi kaldığınız 80 li yıllara gömün, 2011’e gelin. Sadece bireye saygıyı, bireylerin özgürlüğünü savunun.

Devletin kendisinin ürettiği, sonra da içinden çıkamadığı bir sorunun, emperyalizm kolaycılığına bağlamadan, daha fazla demokratikleşme ve daha fazla insan hakları için uğraş vererek nasıl çözülebileceğine kafa yorun.

Kürt sorununun çözümü için ve de tüm evrensel sol değerleri için Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu tek şey insan hakları ve bu hakları savunacak demokratik bir hukuk devletidir.